Yazı yazmak tıpkı yemek yapmak gibi... Yemek pişirmeye başlamadan evvel malzemesini, pişirme zamanını göz önüne alıyorsak, yazmak için de gereken benzer koşullar var bana göre.
Hem malzemesi iyi , özenle hazırlanmış bir yemeğin kokusu, görüntüsü, tadı kimin gönlünü çelmez ki, elbette emek ister, sevgi ister. Yemeğin ardından tatlı bir sohbet ve o yemeğin püf noktaları anlatılır. "Nasıl yaptın da bu kadar güzel oldu?" diye... Ardından hatırlanırsınız, bu yemeği "........." çok güzel yapar (ya da yapardı.) Aklıma gelmişken anneannem çok güzel cevizli börek yapar mesela. Leziz tatlar bırakarak hatırlanmak kadar güzel bir şey var mıdır şu fani dünyada?
Uzun zamandır "yemek" yapmıyordum. Yemeğe başlamadan evvel ne yapsam , nasıl yapsam diye çok düşünürüm. Beğenmediğiniz bir yazıyı insanlara okutmak yemediğiniz yemeği misafirlerinize sunmak gibi bir şey benim için..
Ben herbir yazımı hayata adıyorum. Gördüklerimi, yaşadıklarımı paylaşmak ve aynı keyfi bu satırları okuyanlara yaşatmak benim derdim. Geride ne bıraktın diyecek olurlarsa, birkaç satır beni anlatmaya hazır, burada duruyorlar işte. Tıpkı damakta kalan leziz bir yemek gibi...
Yıllardır günlük tarzında yazılar ve kısa hikayeler yazarım. Edebi eserler çıkartacak kadar ustalaşmış değilim. Bu işin ince teknik ayrıntılarını bilmiyorum ama artık niyetliyim ustalaşmaya.
Ellerim dolu...
Yazmak yaşamı aynalamanın başka bir yolu...
Şimdi yazmak zamanı...
Şimdi yazarak yaşamın tadına bakma zamanı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder