Yanlış : Antakya, Hatay'ın diğer adıdır.
Doğru : Antakya, Hatay'ın merkez ilçesidir.
Çukurova turunda baharın etkilerini, doğanın uyanışını da görebiliyorum. Duvarlardan balkonlardan sarkan leylaklar, bahçeleri süsleyen papatyalar, dağın zirveside eriyen karlar... Doğanın armağanı gibi ısınan hava kemiklerimizi ısıtıyor.

Amik Ovası'nı lise yıllarında coğrafya derslerinden biliyordum. Böylesine büyük tarımsal alanı hayatımda ilk defa görüyordum. İskenderun 'dan Hatay merkez ulaşmak için Amanos Dağlar'ını aşmak gerekiyor. Yolun kenarında ovaya bakan bir manzara fotoğrafı almak istiyorum. Arabayı sağa çekip kısa bir mola veriyoruz. Dağın yamacından aşağıya doğru ovaya baktığımda sanki bir deniz ama yemyeşil, tarif edemeyeceğim bir büyüklükte bereketli Amik Ovası ayaklarımızın altında...

Biraz virajlı olan asfalt yoldan önce rampa tırmanıyoruz. Sonra bırakıyoruz kendimizi rampadan aşağıya... Yaklaşık 1 saat 10 dakika sonra Antakya'ya varıyoruz.
Antakya'nın orta yerinden Asi Nehri geçiyor. Ama öyle gürül gürül değil, adının aksine gayet sakin. Asi Nehri'nin en önemli özelliği, güneyde Suriye sınırından Türkiye topraklarına girerek Akdeniz'e dökülmesi, normalde kuzeyden güneye doğru akış olması gerekirken, güneyden kuzeye doğru bir akış söz konusu... Asi denmesinin sebebi ise, doğa kanunlarına karşı gelerek ters yönde akış izlemesi imiş. Bir de Amik Ovası, bereketini Asi Nehri'ne borçlu elbette...
Sabah kahvaltısını geç yapmıştık. Önce künefe yiyelim dedik. Ardından tarihi çarşısında turladık.
Burası İstanbul'daki Mısır Çarşısı'nın bir örneği adeta, hemen her şey var. Kılık kıyafet, baharatlar, salçalar, peynirler, bakır kap kacak, hani bizim İstanbul'da adına AVM dediğimiz hemen her şeyi bulabileceğimizi sandığımız kapalı kutular gibi değil.
Çarşı kalabalık, çarşı çok sesli, çarşı çok renkli... Tam istediğim gibi...
Benim alışveriş listemde bir tür baharatlı peynir olan çökelek ve biber salçası var. Alışveriş yaptığımız dükkanın kartını alıp ayrılıyoruz. Olur ya, canımız bir şeyler ister Hatay'dan, lazım olur diye...

Hatay'ın Roma döneminden kalma mozaiklerini barındıran Arkeoloji Müzesi var. Mozaik Müzesi olarak da biliniyor. Mozaik koleksiyonu açısından dünyada ikinci sırada olduğu bu müze mutlaka görülmeli. Özellikle tarih ve sanat tutkunları için birebir.
Zamanımız sınırlı olduğu ve akşam Adana Havalimanına yetişmemiz gerektiğini hatırlayarak biraz apar topar dolaşıyoruz Antakya'da. Son durağımız Harbiye denilen sayfiye mekanı, burası Antakya 'ya 10 dakika uzaklıkta yeşillikler içinde cennetten bir köşe... Bana Karadeniz'in bir köşesindeymişim hissi uyandırdı burası. Harbiye, gürül gürül akan şelalerin olduğu, ayaklarınızı suyun içinde gezindirerek yemeğinizi yiyebileceğiniz harika bir mola yeri.
Akşam üstü olmuş, karnımız acıkmıştı artık. Harbiye'de bulunan turistik bir lokantada dağ manzaralı masaya oturduk. Saç Oruğu, kekik salatası, tepsi kebabı ve humus soframızı süsleyen yemeklerden... Ama lütfen dikkat...İştahınıza yenilip hemen hepsinden yemeye kalkmayın. Künefeye de yer kalsın.

Harbiye'de yemek yemeye ve sohbete öylesine dalmışız ki, 22:30'daki Adana uçağını az daha kaçıracaktık. Saat 18:00 sıralarında yola çıktık. Antakya'dan İskenderun'a, ordan Adana'ya otobüs, taksi, havalimanı derken uçağın kalkmasına 15 dakika kala uçağın koltuğuna oturduğumuzda derin oh çektik.
En son gezdiğim şehir olan Hatay nedense aklımda en çok yer eden şehirdi. Dönüş yolunda Amik Ovası'na tekrar baktım uzaktan...Yarım kaldığını düşünerek bir Çukurova turu daha yapmayı hayal ediyorum.

Amik Ovası'nı lise yıllarında coğrafya derslerinden biliyordum. Böylesine büyük tarımsal alanı hayatımda ilk defa görüyordum. İskenderun 'dan Hatay merkez ulaşmak için Amanos Dağlar'ını aşmak gerekiyor. Yolun kenarında ovaya bakan bir manzara fotoğrafı almak istiyorum. Arabayı sağa çekip kısa bir mola veriyoruz. Dağın yamacından aşağıya doğru ovaya baktığımda sanki bir deniz ama yemyeşil, tarif edemeyeceğim bir büyüklükte bereketli Amik Ovası ayaklarımızın altında...

Biraz virajlı olan asfalt yoldan önce rampa tırmanıyoruz. Sonra bırakıyoruz kendimizi rampadan aşağıya... Yaklaşık 1 saat 10 dakika sonra Antakya'ya varıyoruz.
Antakya'nın orta yerinden Asi Nehri geçiyor. Ama öyle gürül gürül değil, adının aksine gayet sakin. Asi Nehri'nin en önemli özelliği, güneyde Suriye sınırından Türkiye topraklarına girerek Akdeniz'e dökülmesi, normalde kuzeyden güneye doğru akış olması gerekirken, güneyden kuzeye doğru bir akış söz konusu... Asi denmesinin sebebi ise, doğa kanunlarına karşı gelerek ters yönde akış izlemesi imiş. Bir de Amik Ovası, bereketini Asi Nehri'ne borçlu elbette...
Sabah kahvaltısını geç yapmıştık. Önce künefe yiyelim dedik. Ardından tarihi çarşısında turladık.
Burası İstanbul'daki Mısır Çarşısı'nın bir örneği adeta, hemen her şey var. Kılık kıyafet, baharatlar, salçalar, peynirler, bakır kap kacak, hani bizim İstanbul'da adına AVM dediğimiz hemen her şeyi bulabileceğimizi sandığımız kapalı kutular gibi değil.
Çarşı kalabalık, çarşı çok sesli, çarşı çok renkli... Tam istediğim gibi...
Benim alışveriş listemde bir tür baharatlı peynir olan çökelek ve biber salçası var. Alışveriş yaptığımız dükkanın kartını alıp ayrılıyoruz. Olur ya, canımız bir şeyler ister Hatay'dan, lazım olur diye...

Hatay'ın Roma döneminden kalma mozaiklerini barındıran Arkeoloji Müzesi var. Mozaik Müzesi olarak da biliniyor. Mozaik koleksiyonu açısından dünyada ikinci sırada olduğu bu müze mutlaka görülmeli. Özellikle tarih ve sanat tutkunları için birebir.
Zamanımız sınırlı olduğu ve akşam Adana Havalimanına yetişmemiz gerektiğini hatırlayarak biraz apar topar dolaşıyoruz Antakya'da. Son durağımız Harbiye denilen sayfiye mekanı, burası Antakya 'ya 10 dakika uzaklıkta yeşillikler içinde cennetten bir köşe... Bana Karadeniz'in bir köşesindeymişim hissi uyandırdı burası. Harbiye, gürül gürül akan şelalerin olduğu, ayaklarınızı suyun içinde gezindirerek yemeğinizi yiyebileceğiniz harika bir mola yeri.
Akşam üstü olmuş, karnımız acıkmıştı artık. Harbiye'de bulunan turistik bir lokantada dağ manzaralı masaya oturduk. Saç Oruğu, kekik salatası, tepsi kebabı ve humus soframızı süsleyen yemeklerden... Ama lütfen dikkat...İştahınıza yenilip hemen hepsinden yemeye kalkmayın. Künefeye de yer kalsın.

Harbiye'de yemek yemeye ve sohbete öylesine dalmışız ki, 22:30'daki Adana uçağını az daha kaçıracaktık. Saat 18:00 sıralarında yola çıktık. Antakya'dan İskenderun'a, ordan Adana'ya otobüs, taksi, havalimanı derken uçağın kalkmasına 15 dakika kala uçağın koltuğuna oturduğumuzda derin oh çektik.
En son gezdiğim şehir olan Hatay nedense aklımda en çok yer eden şehirdi. Dönüş yolunda Amik Ovası'na tekrar baktım uzaktan...Yarım kaldığını düşünerek bir Çukurova turu daha yapmayı hayal ediyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder