Seyahat Notları
Yıllık iznimin 6 günlük kısmını geçirmek üzere yaklaşık beş yıl önce gitmiş olduğum İngiltere'ye tekrar gittim. Yakın dostum Melih'in yaşadığı kent olan York'ta hava oldukça soğuktu. Evden dışarı çıkıp yaklaşık 100 metre yürüdüğümde kemiklerimin donduğunu hissediyordum. Öyle ki, alışık olmadığım bu hava durumu tam üç günümü yatakta hasta olarak geçirmeme neden oldu. Neyse ki,toparlanmam çok uzun sürmedi ve uzun zamandır hayallerimi süsleyen geziye çıkma fırsatım oldu.
Tiyatro ile uğraşmaya başladığımdan beri beni heyecanlandıran, okudukça bambaşka keyifler almama sebep olan Shakespeare'in memlektine gitmek istiyordum öteden beri.
Ne yazıktır ki bana, Shakespeare'i geç keşfetmiş olmanın acısını hala içimde taşıyorum. Bireysel vefa borcumu ödemek ve nasıl bu kadar sevilir olduğunu anlamak adına, doğup büyüdüğü yer olan İngiltere'nin Stratford-upon-Avon kentine gittim.
Kadim dostum Melih'le beraber bu kente doğru yola çıktık. York'tan Warwickshire'daki Stratford-upon-Avon'a Tomtom navigasyon cihazı sayesinde yaklaşık iki saatte ulaştık.
Stratford'ı biraz anlatmak istiyorum. Avon nehri üzerindeki Stratford kenti, sakin ve huzurlu bir şehir görünümünde...Nüfusu 25 bin civarında ama yılda dünyanın dört bir yanından yaklaşık 3 milyonu aşkın turist çekiyor. Turistik bir şehir olmasından ötürü Ghost Walk denilen turlar düzenleniyor. Karalar giymiş bir rehber eşliğinde hayalet avına çıkabiliyorsunuz. İngiltere'nin birçok şehrinde bu turlar oldukça ilgi görüyor. Cinler, periler ve hayaletlerin olduğu söylenen kentte çok da huzurlu bir şekilde uyuduğumu da söyleyemeyeceğim. Çok da konforlu olmayan Youth Hostel Association'ın (YHA) oda kahvaltı tarifesine kişibaşı gecelik 22,5 pound ödedik.
Gün batımına yakın bir saatte kentin dışındaki kırsal kesimden geçerken garip şekiller almış ağaçların arasındaki kilise ve gölgeler beni biraz ürkütse de, hayalet turlarının düzenlendiği bir kentte Shakespeare'in ilhamını nereden aldığını az çok anlayabiliyordum. Yazarın kentin merkezinde bulunan doğduğu ev, aslına uygun bir şekilde korunuyor. Ziyaret saatleri geçtiği için müze görevini gören evini gezme fırsatımız olmadı.
Nehrin kenarında kurulu olan Shakesperience adlı bir tiyatro grubu var. Bu tiyatronun ana amacı, ışık gösterileriyle Shakespeare'in oyunlarından pasajlar oynayarak seyircilerine yazarı tanıtmak... Oyun izlemek için Royal Shakespeare Theatre (RST) gittiğimde ise bakımdan dolayı kapalıydı.
Şehrin sokaklarında dolaşırken geçmiş öylesine canlı bir şekilde korunmuş ki, sadece yazarın evi değil, çoğu bina aslına uygun bir şekilde dimdik ayakta duruyor. Sanki ortaçağda bir şehri geziyorsunuz. Atmosfer size bunu yaşatıyor.
Eğer olur da yolunuz düşerse, müzeyi gezmeyi, hediyelik eşya almayı ve RST'de oyun izlemenizi önermekteyim.
25 Ocak 2008 Cuma
18 Ocak 2008 Cuma
Kıskanmanın Dayanılmaz Ağırlığı
Nasıl bir duygudur ki kıskanmak, sevdiğinin çevresini izole ederek hayatı ona zindan etmekten tut da, yargısız infazlara kadar giden, alt kültürlerde insanları daha acı sonlar bekleyen, aşırı dozu paranoyaya sebep olan, dışarıda gözü olanların bekçisi, bir bakıma iktidara giden mücadelenin engellenemeyen duygu seli...AĞIRLIĞINA her sevenin katlanamadığı, insanı alaşağı eden, ilişkileri bozan zehir...
Bu ağırlığı taşımaya niyetli bireyler sadece sevdiği ile mutlu olabilecek mi?
Uzun zamandır MSN Messenger'da çevrimiçi olmamış, kendisinden haber alamadığım bayan arkadaşıma "XYZ Hanım, Merhaba" mesajını gönderme gafletinde bulundum. Her nasılsa yarım saatlik beklemeden sonra erkek arkadaşı "Ben XYZ nin erkek arkadaşıyım. Hayırdır bişi mi vardı?" şeklinde bir cevap aldım. Ben kibarlıktan "Selam söyleyin kendisine, ben Alper, teşekkürler" dedim. Yine bir yarım saat sonra benim esrarengiz profilim onu şüphelendirmiş olmalı ki, "Bir daha mesaj atma kardeşim olur mu?" şeklinde bir cevapla karşılaştım. Bu soruyu cevapsız bırakarak kendimi, XYZ'nin hakettiği bir erkek arkadaş edindiği fikrine sabitledim.
Bu ufacık fikir kıskanılmaya teslim olmuş bireylerin, hiç de boşlanmayacak sonuçlar dizisini kafamda uyandırdı:
1. Beni kıskanacak bir erkeğe/kadına ihtiyacım var.
2. Bütün özelimi bilmeli, beni kötü emelli erkeklerden/kadınlardan uzak tutmalı.
3. Sevdiğim bankamatik şifremi, vadeli hesap hareketlerimi, kredi kartı harcamalarımı kontrol etmeli.
4. Maillerimi okumalı, MSN Messenger'dan insanlara cevap vermeli
"Yaşasın beni kıskanan birileri var! Mutluluktan dört köşeyim..." gibi sığ ve de boş fikirlere kapılarak kendini çamurda temizlemeye çalışan insan yavrusu...Yazık sana...
Bu ağırlığı taşımaya niyetli bireyler sadece sevdiği ile mutlu olabilecek mi?
Uzun zamandır MSN Messenger'da çevrimiçi olmamış, kendisinden haber alamadığım bayan arkadaşıma "XYZ Hanım, Merhaba" mesajını gönderme gafletinde bulundum. Her nasılsa yarım saatlik beklemeden sonra erkek arkadaşı "Ben XYZ nin erkek arkadaşıyım. Hayırdır bişi mi vardı?" şeklinde bir cevap aldım. Ben kibarlıktan "Selam söyleyin kendisine, ben Alper, teşekkürler" dedim. Yine bir yarım saat sonra benim esrarengiz profilim onu şüphelendirmiş olmalı ki, "Bir daha mesaj atma kardeşim olur mu?" şeklinde bir cevapla karşılaştım. Bu soruyu cevapsız bırakarak kendimi, XYZ'nin hakettiği bir erkek arkadaş edindiği fikrine sabitledim.
Bu ufacık fikir kıskanılmaya teslim olmuş bireylerin, hiç de boşlanmayacak sonuçlar dizisini kafamda uyandırdı:
1. Beni kıskanacak bir erkeğe/kadına ihtiyacım var.
2. Bütün özelimi bilmeli, beni kötü emelli erkeklerden/kadınlardan uzak tutmalı.
3. Sevdiğim bankamatik şifremi, vadeli hesap hareketlerimi, kredi kartı harcamalarımı kontrol etmeli.
4. Maillerimi okumalı, MSN Messenger'dan insanlara cevap vermeli
"Yaşasın beni kıskanan birileri var! Mutluluktan dört köşeyim..." gibi sığ ve de boş fikirlere kapılarak kendini çamurda temizlemeye çalışan insan yavrusu...Yazık sana...
Etiketler:
duygusal katalizörler,
ilişkiler,
yaşamsal girdiler çıktılar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)