Teatral konsept vardır: Üç Birlik Kuralı...
1.Zaman : Çarşamba Gece 02:34
2.Mekan : Yatak odası
3.Konu : Derin uykuyu bölen şiddetli öksürük
Ecelimin geldiğini sanarak uyanıyorum. Sanki bir hesaplaşmanın ortasındayım. Gözümden yaşlar geliyor. Koşarak mutfağa ulaşiyorum. Ocağı yakarak sütü ısıtıyorum. içine bal koyup karıştırıyorum.
Ertesi gün doktora gittiğimde bana uyku testinden tut da, mide aktivitesinin boğazda yaratacağı etkiden bahsediyor. Horlama var mı diye soruyor. Hayatımda ilk defa bu şekilde uyandığımı söylüyorum. Doktor biraz şüpheli tavırlar sergiliyor ve triplere giriyorum birden. Acaba nasıl söylesem der gibi bakıyor. Bozuntuya vermiyorum. Alerji hapı, öksürük şurubu, boğaz gargarası ve de ağrı kesici veriyor...Neyse ki, ilaçlar işe yarıyor, öksürük kesiliyor.
Bu başıma gelen rahatsızlık bile, aklıma şunu getiriyor. Bedenim bana "Eee gezerken tozarken iyiydik de, ne oldu şimdi hesap ver bakalım!" der gibiydi. Sanki işaret fişeği yakmış gibiydi.
Etrafımda çoluk cocuga karışmış, yeni bir yaşam düzenini benimsemiş yaşıtlarım "benden geçti artık" edaları ile dolaşıyor. Prensipler o kadar sert ki, "Ben hanıma bir sorayım, ben seni ararım" şeklinde cevap vermeler...ortak plan yaparken zorlanmalar...Bak hele ne çabuk da pes edilmiş, alışkanlıklar değişmiş. Aniden kendimi şanslı hissediyorum. "Acaba çok mu özgürüm de bir taraflarıma mı batıyor" diye soru işareti uyanıyor.
Özel günlerin de anlamı yitiyor mu ne? Evli olsan, evlilik yıldönümü, çocukların olsa, onların doğum günü özelleşiverir birden. şimdilerde, yaştan mıdır ya da umursamazlıktan mıdır nedir pek bilinmez, yaş dönümleri ben de pek bir heyecan uyandırmıyor. Yaş ilerledikçe kendi kendime daha iyi bir rehber olduğuma inanmaya başladım. Bu belki de bir illüzyon. Eskiden oturup yaş günü partisine kimleri çağırsam acaba diye düşlerdim.
Ama insanlar meşgul..
- hafta içi olmaz haftasonu olsun.
Dert olur
- doğumgünü pastası neli olsun?
- meyveli olsun.
- Ama o çikolatalı sever.
Husumet başlar.
- kimler gelecek..o varsa ben gelmeyeyim!
Bu da nerden çıktı?
- ben senin hediyeni kuryeye verdim. Sürpriz ama soylemem!!!
Bunlar bir yana, otuzlu yaşlarda çok farklı perspektiflere kayıyor insan. daha seçici oluyor. kendisi için neyin doğru neyin yanlış olduğunu kavrıyor ve benlik oturuyor. Kısacası "boyunun ölçüsünü" alıyor. Şahsen şüpheci ve sorgulayıcı tarafımı daha erken keşfetseydim, daha iyi bir filozof olabilirdim. Yirmili yaşların başında derdim değildi. Ama şu an artık daha fazla önemsiyorum proses etmeyi, bunun için daha fazla efor sarfetmeyi.
Doğrudur yaşamın otuzlarda daha düzgün zeminde daha rutin, daha stabil aktığı...Yeni maceralara atılmak, yeni tatlar dururken nedense işkence edilir benliğe. dünya zevklerinden kaçmak, kendini ateşten almak, ne oluyoruz yahu...Halbuki yaşam aynı yaşam...Bu kadar rutin ve de stabil kılan kendi bilincimiz...
Öyleyse hemen, şimdi, şu an, diyorum ki,
"Yaşam otuzunda başlar, keyfini çıkar"Yaşasın Otuzlar ve devam eden yaşlar...
4 Temmuz 2007 Çarşamba
real inside!
Etiketler:
doğumgünü partileri,
felsefe,
iç ses,
ilaç,
otuzlu yaşlar,
psikoloji,
üç birlik kuralı,
vicdan muhasebesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
3 yorum:
bence otuzlu yaşlar ya da o yirmil yaşlar diye sınırlama.evlilik,çoluk çocukluluk diye de ayırma.bence her yaşın,her yaşantının ayrı bir tadı vardır.tadını çıkarmayı bilene ve hayata gülebilene....
boşşşverrrrr yaşa gitsin. ne otuzu ne yirmisi. delice,çılgınca,içinden geldiği gibi,asla sınırları tanımadan.
Hayat çok kısa kısa kısa sakın unutmAAAAAAAAAA
Sınırlamaya niyetim yok zaten. Çevremde yaşla beraber kendilerini örten, elini sıcak sudan soğuk suya sokmayan, yaşamla bağlarını gevşetmiş tanıdıklarım var. Yazımı onlara ithaf ediyorum. Ocağın altını kısmak bana göre değil, yanmışız yanacağımız kadar...
Yorum Gönder