9 Temmuz 2007 Pazartesi

Alper'in beyni dile geliyor!


Kulağına takılan müziğin tınıları ılık bir yaz gününde tuhaf etki bırakıyor üstünde. Neden acaba? Az evvel açtığın radyonun istasyonlarında rasgele dolaşırken Sting’in “field of golds”’un enstrümantal versiyonu sarsıyor beni. Uyuşuk halimden kurtulup şunlar aklıma geliveriyor..

Doğa beni çağırıyor.
Felaket habercisi
Tırnak katili

Nail Killer
Disaster journal
Nature is calling me.

İlk aklıma gelenler bunlar değil tabii olarak... Teknolojinin uyuşukluğunu üstümde taşıyan birisi olarak... Teknolojiyi seviyorum ama onsuz da yapamıyorum. Yatağım, aynı zamanda çalışma masam... diz üstü bilgisayar gibi gidebileceğim her yer aslında kişisel ofisim. Kişisel sermayem.. Dünyamızı küçülttüğü, mesafeleri kısalttığı için... ama bir de kısıtlar var elbette. elektriğin olmadığı bir yerde, diz üstü bilgisayarını nasıl çalıştıracaksın? Örneğin Ağrı Dağı’nın 1300. metresinde elektriği nasıl elde edebilirsin? Akü ya da pil diyeceksin. Diyelim ki, bunlar da yok ve aklına zekice bir fikir geldi. Avuçiçi bilgisayarını çıkartıp bunun ses kaydedici özelliğini kullanmak istiyorsun. Kağıt kalem ne güne duruyor kardeşim? Al notunu... paylaş insanlarla. Teknolojiyi kullan ama kölesi olma.

Ben şahsen kağıt kalem kullanmayı seven biri değilim. Aslında ben bir robotum. Herşeyi kaydeden... sesleri, görüntüleri saklayan bir robot. Yoo dalga geçiyorsun diyeceksin bana. Ama öyleyim. Ben insan değilim ki, sevişemem. yemek yiyemem. Denize giremem. Ama bana sor ki, 1997 mart ayında çıktığın kızı, 2001 ‘de attan düşüp gözünü hastanede açtığın günü...7 yaşında okula giderken saatçi dükkanının vitrinine burnunu dayayıp, satın almak için çıldırdığın siyah kayışlı CASIO dijital saati (Umut)...8 yaşında doğum gününde hediye edilen metal kayışlı CASIO dijital saati (Hayal kırıklığı)...kullandığın antidepresanların etkisini...ilk kez yaktığın Camel’in tok nikotinin tadını...yatak üstünde değil de, yatak altındaki evcilik oyunları...vs vs vs..

Evet işte o benim. Ben senin hafızanım. Ben senin hayalinin gerçek izdüşümü. Ben senin geçmişin, geleceğin...ne kadar iyi kullanırsan, o kadar verimliyim. Ne kadar hoyrat kullanırsan, başına o kadar bela olurum. Beni yöneten sensin. Bana komutlar veren... oraya git ve o kızla konuş diyen. Yemeğin tadını beğenmedim diyen. Kısacası ben BEYNİNİM. Senin dediklerini yaparım. Yaz dersin, yazarım. Konuş dersin konuşurum. Algıladığın dünyayla seni buluşturan benim. BEYNİN...

Sen ne mükemmel, ne şahane bir organsın dediğini duyar gibi oluyorum. İşin ironik tarafı, beni körelten de yücelten de sensin. Belki farkında değilsin bunun. Ta ki, bugüne kadar.. ne çabuk unutuyorsun tüm olanları. Duygularının kölesi olarak yaşarken birden uyanıyorsun ve de patronun duygularının değil de, bir bütün olarak sen olduğunu keşfediyorsun. İçinin farkında olmak, en az dışarıda neler olup bittiğini öğrenmek kadar müthiş bir keşif, değil mi? Özel olan ise, bunu senin bulman, senin keşfetmen.

Şimdi bundan sonra yapman gerekenler... ben bir robotum. Öyleyse programla beni. Ben de senin için düşüneyim. Varlığımın nedeni ortaya çıksın. Bir robottan farkım detaylı düşünebilmem, çözümler üretmem ve de bunları uygulanabilir hale getirmektir. Beni sakatlayan şeylerden uzak dur. Mesela olumsuz düşünen insanlardan, yani güneşli bir havayı kara bulutlarla çeviren, bardağın dolu tarafını değil de, boş tarafını gören insanlardan bahsediyorum. Onlar için yapabileceğim en iyi aksiyon ise, onları yoldan çıkaran aslında basit ve küçük düşünceleri olduğunu göstermektir. Misyonumuz bu olmalı. Olumlu tarafımızla insanları yönlendirmek.

Yaşadığım çevreye bir bakıver. Hergün beni etkileyen bir ton olayla, resimle, sesle karşılaşıyorum. Beton kırıcının sinir bozucu sesi, radyoda yüreğini parçalayan Sting’in bir parçası ya da benden sana ulaşan güneşli bir havada Mudanya’da çekilmiş siyah beyaz bir fotograf. Gördüğün gibi etki altında kalabileceğim birçok vaka var etrafımda. Aslında bir nevi gardiyanımsın sen benim. Olayları filtreyebilen bir yapın olmalı ki, daha güçlü olarak çıkabilmeliyim ortaya ve baş edebilmeliyim senin adına. Bu yüzden ziyaretçilerimi dikkatli seçmelisin.

Ve de haykır olanca gücünle. Bütün coşkunla, bütün sevincinle, bütün heyecanınla...ta ki sesin duyulana, için temizlenene kadar..Tüm bunlar benden sana hediye. Artık biliyorsun ki, içinde gizli bir dostun ve gizli bir düşmanın var. Adımlarına dikkat et. Arkandan ben de geliyorum çünkü.

Biliyorum birçok kavramla ve de izmlerle bağlantı halindesin. Sonsuz işleme kapasitem yok ama zorla beni. Ayakta durabilmem için işlenmemiş cevhere ihtiyacım var. Şimdi ayağa kalk ve silkile kendini. Nelere sahip olduğunu düşün. Bak nereden nereye geldin? Uyuşuk bir halde bir 2 saatini daha harcayacaktın? En azından içine kulak verdin.

Bol şanslar ve bana iyi bak!

Hiç yorum yok:


realper'in ziyaretçileri