Otuzlu yaşlarına adım atmış, kırklı yaşlara merhaba diyen epeyce yakınım, dostum var. Kendi penceremden nasıl görünüyor onların hayatı. Bir kontrol edelim...Uzun süredir tanıdığımdan, doğal olarak şimdiki dertleri ile 15 yıl önceki dertleri arasında niteliksel olarak oldukça farklar var. Bir zamanlar dertleri yetişkin olup hayata atılmak, özgürleşip kanatlanacaklarını düşlemekti kimisine göre, belki de hep genç kalıp hiç yaşlanmayacaklarını sanmaktı. Bir gün aynaya bakıp "Acaba estetiğe ihtiyacım var mı ?" yerine "mutlu olmak için neler yapıyorum?" sorusunu sorsalar, bulundukları konumu sağlamlaştırırlar.
Otuzlu yaşlarda olmak, bilinçlenmek, farkında olmak, ayaklarını yere daha sağlam basmak, duygularını kontrol altına tutabilmek anlamına geliyor benim için. "Yaşlanıyoruz be Alperim" diyenlere kızıyorum. Daha otuzlu yaşlarının başında iç enerjilerini kaybetmiş, kendini hayatın akışına bırakmış olan otuzlu yaştakilere şunu önerebilirim naçizane...
1. Çok zor olmayan cevapları siz de saklı olan sorular sorun kendinize Eski günlerinizi hatırlayarak (oturup ağlamadan) daha iyisini nasıl yapabilirim diye sorun kendinize.
2. Yeni dostlar edinin. Derneklere, hayır kurumlarına adayın kendinizi.
3. Doğa için birşeyler yapın. Su ve elektrik tasarrufu yapın.
4. Yıllardır aramadığınız eski dostlarınızı arayın.
5. Kıçım başım ağrıyor diyip doktora gitmeyin hemen.
6. Özellikle büyük şehirde yaşayanlar, (hadi ne duruyorsunuz?)sevdiklerinizle hafta sonları şehir dışına kaçın.
7. Yeni nesille çatışın ama dertlerine de kulak verin.
8. "Benden geçti artık" deyip de yaşamın kıyısında durmaktansa, yeni topraklara adım atın.
9. Keşfedilmeyi bekleyen yeni tatlar arayın.
10. Son olarak (şimdilik) çizgi film izleyin. Mesela; Shrek serisi. Benim favorim hala Tom ve Jerry, Disney karakterleri...
Merak etmeyin. Kozmetik, kimya ve ilaç endüstrileri bizlere çalışıyor. Dökülen saçlara, kırışan ciltlere, sarkan vücudumuza ve de yatak odasındaki mutluluğumuza bulunmuş çareler var.
Yaşamın her yeni günde yeniden basladığını hissedin.
2 Temmuz 2007 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
3 yorum:
diyorum ki alpercan aslında gerçek sorun 30lu yaşlar filan değil bence..öyle bir sistemin içinde yaşıyoruz ki,öyle bir çark dönüyorki etrafımızda,öyle insanların içinde..on yaşında da aynıyız yirmi yaşında da otuz yaşında da..biz aslında etrafımızdakilere uyuyoruz..on yaşında çocuğuz çünkü herkes çocuk,yirmi yaşında deliyiz çünkü herkes deli,otuz yaşında durulma evreleri..yoruyoruz kendimizi, anlamsız ilişkiler yumağı oluşturuyoruz,kendimizi daracık hatta belli belirsiz bir çemberin içine atıyoruz..debelenip duruyoruz gülüyoruz,oyun oynuyoruz kendimizle ama öle çocukluğumuzun saf oyunlarından değil çirkin,içi kararmış(karartılmış belkide)ikiyüzlü oyunlar oynuyoruz,yalan söylüyoruz en çok da kendimize..aslında otuzlu yaşlar sistemi kabulleniş zamanları..uğraşıp didiniyorsun sonra da kaybediyosun tutunamıyosun işte ondan sonra da kabullenişler başlıyor..yanlış yapıyoruz herşeyi bizim değil çünkü bu hayatın hiç bi alanı 30undan sonra farkediyosun herşey yanlış..işin, evin, evliliğin, vücudunu kapatan paçavralar bile senin değil..izin yok üstünde..sonra onca seneden sonra bakıyorsun ki en istemediğin yerde en istemediğin insanlarla mutluluk oyunları..artık olduğun yerdesin..hareketsiz..bu düşün ki hayatta yapmak istediğini yapan insanlar için geçerli bide YAŞAMAYANLAR varki o zaman durum oldukça vahimmm..
Yaşamı minimalist bir hale getirenlerle benim derdim. Yoksa kötümser bir tablo çizmek değil benim amacım. Benim çocuksu bir umudum var. Yaşamın kıyısında durup seyreden değil, tam içinde olan, kendisine ve çevresine pozitif elektrik saçan... Bu yolu seçenlere takdirname vereceğim. :)
Hepsinden öte bence daha önemlisi otuzlu yaşlara gelipte kendinden haberi olmayanlardır. Şimdi burda itlaf yaratmak gibi olmasın ama özellikle de topuklu ayakkabı giyen kadınlar.Topuklu ayakkabı giymek tek başına bir işe yaramaz. Bir de bunların üzerinde yürümeyi becerebilmek gerekir.
Ayakkabıyı seçerken dikkat edilmesi gereken ilk husus, topuk ve burun arasındaki eğiminin ayağa uyumudur. Eğer bu eğim ayağın yapısıyla yeterince uyuşmuyorsa, tüm vücut ağırlığı buruna binecek ve bir süre sonra ayaklarınız size varoluşunuzun en kasvetli acılarından birini tattıracaktır.
Dikkat edilecek ikinci konu, ayakkabının kan dolaşımınızı etkileyecek herhangi bir sıkılığa sahip olmamasıdır. Önemsiz gördüğünüz herhangi bir sıkılık, zaman aşımına uğrayarak ayaklarınızın şişmesine, bu da baskının artmasına ve sonunda en iyi ihtimalle, o cicili bicili ayakkabılarınızı elinize alıp sokakta çıplak ayakla yürümek zorunda kalmanıza yol açar.
Üzerlerinde yürümeye gelince:
Öncelikle dengenizi bozacak, sizi bıyıkları kesilmiş kedi gibi yürütecek çok yüksek ökçelerden kaçınmalısınız. Yükseklik limitiniz her zaman, acil durumda en azından Hülya Koçyiğit kadar koşabilmenizi sağlamalıdır, ki idealiniz, Cassavetes'in "Gloria"sındaki Gena Rowlands koşuşu olmalıdır.
Topuklu giydiğinizde adımlarınızı bacaklarınızın arasında lastik top tutar gibi birbirlerine paralel atar, ya da her an önünüze muz kabuğu çıkabilirmiş gibi yere bakarak yürürseniz, kadınlığın şanına zulmedersiniz. Tamam catwalk yapın da demiyorum, ama bir ayağınızı diğerinin önüne doğru atın hiç olmazsa. Bu size doğal bir salınım sağlar ve ister istemez hafifçe kırıtırsınız. Ama sakın ha kırıtmak “amacınız” olmasın, bir çuval inciri batırırsınız!
Topukların çıkarttığı ses meselesine gelince… E, her gülün bir dikeni vardır. Bunun için yapabileceğiniz tek şey, sık sık topuğunuzu kontrol etmek ve aşınan plastik uçları, ihmal etmeden değiştirtmektir. Böylelikle en azından etrafa topuk sesinin haricinde bir de çivi sesi dinletmemiş olursunuz.
Ha bir de yazmadan edemeyeceğim bir husus… Gözünüzü seveyim, açık ayakkabı giyerken parmaklarınızın ayakkabının dışına taşmamasına özen gösterin. Tamam biliyorum, dünya para veriyorsunuz o ayakkabılara ve atmaya kıyamıyorsunuz ama yarattığınız görüntü karşısında kimse ne ayakkabının fiyatını anlıyor, ne de güzelliğini…
Hadi, şimdilik bu kadar yeter…
Yorum Gönder