Türkiye'de medyanın önündeki en büyük mesele tavır ve duruş edinmede zorlanmasıdır. Bir medya aracının tavrını ve duruşunu ne yazıktır ki, arkasındaki sermaye ve destekçileri belirlemektedir. Tutarlı yayın yapmak da en çok tartışılan bir diğer konudur.
Medyanın ana görevi bence şu olmalıdır, bilinmeyeni bilinir kılmak, yurtta ve dünyada olup biteni duyurmak, "farkındalık" seviyemizi artırmaktır. Gösterilecek/okunacak materyali sunarken elbette tarafsız kalmalıdır. Tutarlı ve dengeli bir yayın yapması arzu edilir. Medyanın elinde en büyük güç ise, kitleleri peşine takarak kamuoyu yaratabileceği gibi bizleri bir güzel uykuya yatırarak pembe rüyalar görmemizi de sağlamasıdır.
Bir medya organının yolsuzlukların peşine düşmeden, ekonominin pek de "tıkırında" olmadığını göstermeden, yönetilen halkın bilincini arttıracak yayın yapmadan amacına ulaşmayacağını düşünüyorum. Kimi gazetenin ana amacı, bilgiyi sıkıştırılmış bir biçimde, yoruma açık olmadan yüzeysel bir şekilde sunmaktır. Okuyucu/izleyici tarafında en önemli risk düşünmeden ve yorumlamadan önüne gelen "yemeği" bitirmesidir.
Kulağa hoş gelen, göze çalınan, ele tutuşturulan medya aracının taraf olmasını beklemek ve takip etmek kişisel bir tercihtir. Sistemin ve kitlenin sesini duyuracak bir medya aracı olmak, "Ne var ki canım, gayet de cepheli duruşları var!" diyebilmek yürek ister. Her gazete yaprağının sonu boya badana yapılan bir evde yerlere serilen malzeme olmaktan öteye gitmez. Gazete, ayakların altına alınan değil, bilinçlerimize işleyen cinsten olmalıdır.
Son söz : Afyonlanmış zihinlerin önüne konan her bilgi doğrudur, gerçektir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder