Sıfır ile dokuz yaş arasını kapsamakla beraber belki de yaşamımızın en saf ve en unutulmaz anlarıydı bu tek haneli yaşlar...Hani şu üç tekerlekli bisikletten iki tekerlekli bisiklete terfi ettiğimiz, ilk çapkınlık denemelerini yaptığımız, yeryüzünün sadece sevdiklerimizden oluştuğunu düşünerek geçirdiğimiz masum yıllar...
Halbuki ahlayıp vahlamanın çaresi var mıdır ki? Sadece hoş anları düşleyerek belki de kendimize gülerek "Çocuktuk işte!" dersiniz kendi kendinize. Kırdığınız camlar, havasını indirdiğiniz lastikler, arka sokak çete savaşları, "kız kaçıran" ile kızları korkutmak... Benim çocuk olduğum anlardan hatırladıklarım...
Modernlik çağında çocuklar elektronik posta atmayı bilen, sanal oyunlarla kendilerini "kurtarıcı" gibi gören, "nereden geldiklerini" çoktan öğrenmiş bireyler olarak karşımıza çıkıyor.
Kirlenen dünyamız çocukları da kirletmesin diyebilmek pek mümkün değil...Ama geleceğin çocukları bizler gibi olmayacak. Kimbilir onların çocukları bize yabancı olacak.
Ben çocuklarla eğlenmeyi seviyorum. En azından onlarla çağının dilinden konuşursanız, eminim onlar da sizi sevecektir. Çocukları anlayabilmenin bir yolu da bu... Sakın ha damarlarına basmayın. Örneğin; oyuncakları ile oynarken kendinizden geçmeyin. Bir bakmışsınız, saatler geçmiş... Sonra maraz doğabilir... :)
30 Kasım 2007 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
1 yorum:
Ben almanyadan sevgi, gercekten cok guzel bir blog, eger twitter veya facebook sayfasi varsa hemen
ekliycegim.
Yorum Gönder